Kararsızlık: Seçim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?

Kararsızlığın psikolojik arka planını nedenlerini ve günlük yaşama etkilerini keşfedin.
Kararsızlık: Seçim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?
Paylaş:

 

"Hangisini seçmeliyim?"
"Ya yanlış karar verirsem?"
"Biraz daha düşünsem daha doğru bir seçenek bulabilir miyim?"

Hepimiz zaman zaman karar vermekte zorlanabiliriz. Özellikle önemli bir seçim söz konusu olduğunda seçenekleri değerlendirmek, artılarını ve eksilerini düşünmek ve karar vermeden önce biraz zaman istemek oldukça doğaldır.

Ancak bazı durumlarda karar vermek, seçenekleri değerlendirmekten çıkıp başlı başına yorucu bir sürece dönüşebilir. Hangi kıyafeti giyeceğinden hangi restorana gidileceğine, bir iş teklifini kabul edip etmemekten bir ilişkiyi sürdürüp sürdürmemeye kadar pek çok konuda kişi uzun süre düşünebilir ve yine de karar vermekte zorlanabilir.

Üstelik karar verildiğinde de süreç her zaman sona ermez.

"Acaba doğru mu yaptım?"
"Diğer seçeneği seçseydim ne olurdu?"
"Biraz daha beklesem daha iyi bir karar verebilir miydim?"

Bu sorular zihinde tekrar tekrar dönmeye başladığında, mesele artık yalnızca bir seçim yapamamak değildir. Kişi bir yandan karar vermeye, diğer yandan verdiği karardan emin olmaya çalışır. Böylece düşünceler, duygular ve davranışlar birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir.1

"Keşke" ile "Ama" Arasında Sıkışan Zihin

Kararsızlığın en yorucu taraflarından biri, zihnin aynı anda hem geçmişe hem geleceğe dönmesidir.

Bir tarafta:

"Keşke başka türlü yapsaydım."

Diğer tarafta:

"Ama ya yanlış karar verirsem?"

Geçmişte verilen karar yeniden değerlendirilir, gelecekteki seçenekler zihinde tekrar tekrar canlandırılır. Kişi doğru kararı bulmaya çalışırken aslında giderek daha fazla seçenek, ihtimal ve karşı ihtimal üretmeye başlayabilir.1

Bunun altında çoğu zaman kararın kendisinden çok, kararın yaratabileceği pişmanlıktan kaçınma isteği bulunur. "Doğru kararı verirsem pişman olmam" düşüncesi, kişiyi daha fazla düşünmeye ve daha fazla kesinlik aramaya yöneltebilir.

Oysa günlük yaşamda her kararı tamamen emin olarak vermek mümkün değildir.

Bir iş değişikliğinin birkaç yıl sonra nasıl sonuçlanacağını, yeni bir ilişkinin nereye gideceğini ya da seçtiğimiz bir evin ileride bize nasıl hissettireceğini karar verdiğimiz anda kesin olarak bilemeyiz.

Bu nedenle düşünmek her zaman karar vermeyi kolaylaştırmaz. Bazen düşünme süreci, bir noktadan sonra karar vermeye yardımcı olmaktan çıkıp karar vermeyi ertelemenin bir yoluna dönüşebilir.

Kararsızlık Sadece "Karar Verememek" Değildir

Kararsızlık tek başına bir sorun değildir. Hayatın farklı dönemlerinde herkesin yaşayabileceği bir deneyimdir.

Burada önemli olan, kişinin hangi durumlarda karar vermekte zorlandığı ve bu sürecin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.

Örneğin ev değiştirmek, iş değiştirmek veya bir ilişki hakkında karar vermek gibi önemli konularda daha fazla düşünmek oldukça anlaşılabilir. Ancak kişi küçük seçimlerde bile uzun süre takılı kalıyor, kararlarını sürekli erteliyor, tekrar tekrar başkalarından fikir alıyor veya verdiği kararları yeniden sorguluyorsa süreç daha yorucu bir hale gelebilir.2,3

Dolayısıyla burada asıl soru yalnızca:

"Neden karar veremiyorum?"

değil;

"Karar vermeyi bu kadar zorlaştıran şey ne?"

sorusudur.

"Ya Yanlış Karar Verirsem?" Düşüncesi

Kararsızlığın arkasında sık karşılaşılan düşüncelerden biri yanlış karar verme ihtimaline yönelik endişedir.

"Ya yanlış işi seçersem?"
"Ya bu ilişkiyi bitirirsem ve sonra pişman olursam?"
"Ya başka bir seçenek aslında daha iyiyse?"

Bu düşünceler ortaya çıktığında kişi karar vermek yerine daha fazla araştırmaya, daha fazla karşılaştırmaya veya başkalarının fikirlerini almaya yönelebilir.

İlk bakışta bunlar oldukça mantıklı davranışlar gibi görünür. Elbette önemli bir karar öncesinde bilgi toplamak ve farklı görüşleri değerlendirmek faydalıdır.

Ancak bir noktadan sonra araştırma yeni bir bilgi sağlamaktan çok emin olma çabasına dönüşebilir.

Kişi bir internet sitesindeki yorumları tekrar tekrar okuyabilir. Arkadaşlarına aynı soruyu farklı şekillerde sorabilir. Bir karar verdikten sonra bile seçmediği alternatifleri araştırmaya devam edebilir.

Böylece kısa süreli bir rahatlama yaşanır.

Fakat bir süre sonra yeni bir soru ortaya çıkar:

"Ya yine de yanlış yaptıysam?"

Ve döngü yeniden başlar.

Karar Vermek mi Zor, Kararın Sonucuyla Yaşamak mı?

Kararsızlığın yorucu tarafı bazen karar verilene kadar değil, karar verildikten sonra devam eder.

Kişi bir seçim yapar. Ancak zihni seçtiği seçenekte kalmak yerine diğer ihtimale dönmeye devam eder:

"Acaba diğerini seçseydim daha mı iyi olurdu?"
"Öbür restoranı seçseydik daha güzel bir akşam mı geçirirdik?"
"Diğer işi kabul etseydim şu an daha mı memnun olurdum?"
"Başka bir evi seçseydim daha mı rahat ederdim?"

Bu soruların ortaya çıkması tek başına olağandışı değildir. Bir kararın ardından insanın zaman zaman alternatifleri düşünmesi oldukça doğaldır. Ancak seçilmeyen seçenek zihinde tekrar tekrar karşılaştırılmaya başladığında, kişi verdiği kararın içinde kalmakta zorlanabilir.

Örneğin arkadaşlarıyla uzun zamandır planladığı bir akşam yemeğine gittiğini düşünelim. Restoran seçimi sırasında uzun süre kararsız kalmış, sonunda bir yeri tercih etmiştir.

Masaya oturduğunda ise zihni hâlâ diğer restorandadır:

"Acaba oraya gitseydik daha mı güzel olurdu?"

Yemek gelir:

"Diğer yerde menü daha iyiydi sanki."

Sohbet devam eder:

"Belki de yanlış yeri seçtik."

Böylece kişi fiziksel olarak bulunduğu yerde olsa da dikkati sürekli seçmediği alternatife gidip gelebilir. O an yaşadığı deneyimi değerlendirmek yerine, yaşanabilecek başka bir deneyimle karşılaştırmaya başlayabilir.

Benzer bir durum satın alınan bir üründe de ortaya çıkabilir. Kişi bir mont alır; ancak eve geldikten sonra diğer montun fotoğraflarına bakmaya devam eder. Bir süre sonra aldığı montun kendisine nasıl göründüğünden çok, "Acaba öbürünü mü alsaydım?" sorusuyla ilgilenmeye başlayabilir.

Burada önemli olan, seçilen seçeneğin gerçekten kötü olup olmaması değildir. Kişinin seçimini sürekli seçmediği alternatifle karşılaştırması, mevcut deneyime ayırdığı dikkati azaltabilir.

Bu durum zamanla şöyle bir döngüye dönüşebilir:

Karar verme→bir seçeneği seçme→seçilmeyen alternatifi düşünme→karşılaştırma→şüphe→seçilen şeyden daha az tatmin olma→yeniden değerlendirme

Böyle bir döngüde kişi yalnızca karar vermekte değil, verdiği kararın sonuçlarını deneyimlemekte de zorlanabilir.

Çünkü her deneyimin yanında zihinsel olarak başka bir deneyim de vardır.

Bir arkadaş buluşmasında "başka yere gitseydik" düşüncesi, yeni alınan bir kıyafette "diğerini alsaydım" düşüncesi, seçilen işte "öbür teklifi kabul etseydim" düşüncesi...

Böylece kişi elindeki seçeneği yaşamak yerine sürekli yaşanabilecek diğer seçenekle kıyaslama yapabilir.

Oysa bir seçimin ardından bütün alternatiflerin nasıl sonuçlanacağını bilmek mümkün değildir. Seçilmeyen seçeneğin daha iyi olacağını düşünmek de onun gerçekten daha iyi olduğu anlamına gelmez; yalnızca zihnin gerçekleşmemiş bir ihtimali değerlendirmeye devam ettiğini gösterir.

Bu nedenle bazen karar vermeyle ilgili asıl güçlük, "Hangi seçeneği seçmeliyim?" sorusundan sonra gelir:

"Seçtiğim seçenekle birlikte kalabilecek miyim?"

Karar vermek, diğer bütün ihtimallerin zihinden tamamen silinmesi anlamına gelmez. Ancak seçilen seçeneğin içinde kalabilmek, her yeni şüphede yeniden karar vermek yerine mevcut deneyime dönmeyi ve keyif almayı mümkün kılabilir.

Kararsızlık Günlük Hayatı Nasıl Etkiler?

Kararsızlık yalnızca büyük hayat kararlarında ortaya çıkmaz. Zamanla günlük yaşamın küçük seçimlerine de yayılabilir ve bu süreç kişide belirgin bir stres ve huzursuzluk yaratmaya başlayabilir.4

Basit seçimler bile yorucu hale gelebilir: Ne yiyeceğine, hangi kıyafeti giyeceğine veya hangi filmi izleyeceğine karar vermek gereğinden uzun sürebilir. Seçeneklerin sayısı arttıkça kişi her ihtimali değerlendirmeye çalışabilir ve karar verme süreci uzayabilir.

Erteleme başlayabilir: Karar vermek zorlaştıkça kişi "Sonra düşünürüm" diyerek seçimi erteleyebilir. Ancak ertelenen karar ortadan kalkmaz. Zihnin bir köşesinde kalmaya devam eder ve yeniden karşılaşıldığında aynı düşünme süreci başlayabilir.

Başkalarının fikrine daha fazla ihtiyaç duyulabilir: Kendi kararından emin olamayan kişi çevresindeki insanlara tekrar tekrar danışabilir. Elbette fikir almak tek başına sorun değildir. Ancak kişinin kendi değerlendirmesini oluşturmak yerine sürekli dışarıdan onay araması, zamanla karar verme sürecini daha da zorlaştırabilir.

Verilen karar tekrar tekrar kontrol edilebilir: "Doğru yaptım mı?" sorusu karar verildikten sonra da devam edebilir. Kişi satın aldığı ürünün yorumlarını yeniden okuyabilir, verdiği kararı çevresindekilere tekrar sorabilir veya seçmediği alternatifleri araştırmaya devam edebilir. Bu davranışlar kısa vadede rahatlatıcı olabilir. Ancak her şüphe ortaya çıktığında yeniden kontrol etmek, zamanla kişinin kendi değerlendirmesine güvenmesini zorlaştırabilir.

Kararsızlık Döngüsü Günlük Hayatta Nasıl Görünür?

Kararsızlık döngüsünü yalnızca büyük hayat kararları üzerinden düşünmek gerekmiyor. Bazen oldukça sıradan bir seçim bile bu döngünün nasıl işlediğini göstermeye yeter.

1. Günlük Bir Karar: "Hangisini Almalıyım?"

İki mont arasında kaldığınızı düşünelim. Önce fiyatına, kalitesine ve hangisini daha çok beğendiğinize bakarsınız. Bu oldukça doğal bir değerlendirmedir.

Sonra düşünceler uzamaya başlar:

"Ya bunu alırsam ve diğerini daha çok beğenirsem?"

Bu düşünceyle birlikte huzursuzluk artabilir. Yeniden iki montu karşılaştırabilir, kullanıcı yorumlarını okuyabilir ve çevrenizdekilere danışabilirsiniz.

Sonunda birini seçersiniz. Ama eve döndüğünüzde bu kez:

"Acaba diğerini mi alsaydım?"

sorusu ortaya çıkabilir. Ve yeniden araştırmaya başlayabilirsiniz.

Döngü kabaca şöyle ilerler:

Seçenekler arasında kalma→yanlış seçim yapma endişesi→daha fazla araştırma→kısa süreli rahatlama→karar verme→kararı yeniden sorgulama

Buradaki sorun iki mont arasında kalmak değildir. Sorun, karar verebilmek için giderek daha fazla kesinliğe ihtiyaç duymaya başlamaktır.

2. İş Hayatında: "İşi Değiştirmeli miyim?"

Kararsızlığın daha uzun sürdüğü alanlardan biri iş hayatındaki önemli seçimler olabilir.

Mevcut işinizden memnun olmadığınızı ancak başka bir iş teklifi aldığınızı düşünelim. Yeni işin maaşı daha yüksek olabilir fakat çalışma koşullarının nasıl olacağını henüz bilmiyorsunuzdur.

Zihninizde şu sorular dolaşmaya başlayabilir:

"Ya yeni işe geçersem ve burada olduğumdan daha kötü olursam?"
"Ya burada kalırsam ve daha iyi bir fırsatı kaçırırsam?"

Bunun üzerine şirketi araştırabilir, çalışan yorumlarını okuyabilir ve çevrenizdeki insanlara danışabilirsiniz. Bunların hiçbiri tek başına sorun değildir.

Ancak araştırma bir noktadan sonra yeni bilgi edinmekten çok karar vermeyi ertelemenin bir yolu haline gelebilir.

Bir arkadaşınızın görüşü kısa süreliğine rahatlatır. Sonra başka bir ihtimal akla gelir:

"Ama onun koşulları benimkinden farklı olabilir."

Yeni bir görüş alınır. Ardından yeniden düşünülür. Ve döngü devam eder:

Karar→"Ya yanlış yaparsam?"→kaygı→araştırma ve fikir alma→kısa süreli rahatlama→yeni bir şüphe→yeniden araştırma

3. İlişkilerde: "Devam Etmeli miyim, Bitirmeli miyim?"

Kararsızlık ilişkilerde de oldukça yorucu olabilir.

Bir ilişkide sizi rahatsız eden bazı şeyler olduğunu düşünelim. Bir yandan ilişkiyi sürdürmek isterken diğer yandan yaşadığınız sorunların devam etmesinden endişe ediyorsunuz.

Zihniniz bir süre şöyle gidip gelebilir:

"Belki biraz daha zaman verirsem düzelir."

Ardından:

"Ama bu sorunlar daha önce de yaşandı."

Sonra:

"Yine de ayrılırsam pişman olabilir miyim?"

Bu düşünceler arasında gidip geldikçe ilişkinin kendisinden çok, ilişki hakkında karar verme sürecine odaklanmaya başlayabilirsiniz.

Geçmişte yaşanan konuşmaları tekrar tekrar düşünebilir, arkadaşlarınızdan fikir alabilir veya ilişkinizdeki olayları yeniden değerlendirebilirsiniz.

Bir gün "Artık bitirmeliyim" derken ertesi gün "Belki de acele ediyorum" diye düşünebilirsiniz.

Burada da benzer bir döngü ortaya çıkar:

Şüphe→kaygı→geçmişi ve seçenekleri yeniden değerlendirme→karara yaklaşma→yeni bir ihtimal fark etme→yeniden şüphe

Döngünün Ortak Noktası Ne?

Günlük bir alışveriş, iş değişikliği veya ilişki kararı birbirinden çok farklı görünür. Ancak karar verme sürecindeki döngü benzer olabilir:

Belirsizlik veya şüphe→rahatsızlık→daha fazla düşünme, araştırma, danışma ya da erteleme→kısa süreli rahatlama→yeniden şüphe

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, kişinin yaptığı davranışların kısa vadede işe yarıyor olmasıdır.

Daha fazla araştırmak, birine danışmak veya kararı ertelemek o anda kaygıyı azaltabilir.

Fakat kişi her şüphe duyduğunda aynı davranışlara başvurursa, zamanla şüpheyle baş etmek için daha fazla düşünmeye ihtiyaç duyabilir.

Bu nedenle kararsızlığı anlamaya çalışırken yalnızca:

"Hangi seçeneği seçmeliyim?"

sorusuna değil,

"Karar vermeye çalışırken ne yapıyorum ve yaptığım şey kısa vadede bana ne sağlıyor?"

sorusuna da bakmak önemlidir.

Çünkü bazen kararsızlık döngüsünü sürdüren şey seçeneklerin kendisinden çok, belirsizlik ortaya çıktığında verdiğimiz tepki olabilir.

Kararsızlık ile Mükemmeliyetçilik Arasındaki İlişki

Bazı kişiler için karar vermeyi zorlaştıran şey, yalnızca yanlış karar verme korkusu değil, en doğru ve en kusursuz seçimi yapma isteği olabilir.

"İyi bir seçenek" yeterli gelmez. En iyi seçenek bulunmalıdır.

Bu durumda kişi seçenekleri uzun süre karşılaştırabilir, ayrıntıları tekrar tekrar inceleyebilir ve karar vermek için kendisinden giderek daha fazla kesinlik bekleyebilir.

Seçeneklerin artması da bu süreci zorlaştırabilir. Daha fazla seçeneğin her zaman daha kolay karar vermeyi sağlamadığı, aksine bazı durumlarda karar vermeyi ve seçimden duyulan tatmini zorlaştırabildiği öne sürülmektedir.5

Oysa günlük yaşamda birçok karar kusursuz bilgiye sahip olmadan verilir.

Bir restoran seçerken bütün restoranları değerlendiremeyiz. Bir kıyafet alırken gelecekteki bütün kullanım ihtimallerini bilemeyiz. Bir iş değişikliğinin birkaç yıl sonra nasıl sonuçlanacağını ise kesin olarak öngöremeyiz.

Bu nedenle bazı kararlar için "yeterince iyi" bir seçeneği belirleyebilmek, sonsuz bir değerlendirme sürecinden daha işlevsel olabilir.

Kararsızlıkta Düşünce, Duygu ve Davranış Nasıl Birbirini Besler?

Kararsızlığı yalnızca düşünceler üzerinden değerlendirmek eksik kalabilir. Örneğin kişi:

Düşünebilir: "Yanlış karar verirsem kötü bir sonuçla karşılaşabilirim."

Hissedebilir: Kaygı artabilir.

Davranabilir: Kararı tekrar tekrar değerlendirebilir, araştırabilir, başkalarına sorabilir veya kararı erteleyebilir.

Bu davranışlardan sonra kişi kısa süreliğine rahatlayabilir. Örneğin kararı ertelediğinde o anda yanlış karar verme ihtimalini engellemiş olur. Başkasından onay aldığında da bir süre daha güvende hissedebilir.

Fakat karar hâlâ ortadadır. Sonraki gün aynı konu yeniden gündeme geldiğinde süreç tekrar başlayabilir.

Böylece düşünce, duygu ve davranış birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir. Bu nedenle kararsızlıkla çalışırken yalnızca kararın içeriğine değil, karar verme sürecinin kendisine de bakmak gerekir.

Her Karar Kesinlik Gerektirmez

Kararsızlık yaşayan kişiler zaman zaman karar verebilmek için önce tamamen emin olmaları gerektiğini düşünebilir:

"İçim tamamen rahat ederse karar verebilirim."
"Hiç şüphem kalmadığında seçim yapmalıyım."

Ancak günlük yaşamda kararların çoğu böyle verilmez.

Bir kararın doğru olup olmadığını kesin olarak bilmek çoğu zaman ancak sonuçlarını yaşadıktan sonra mümkün olabilir. Bazı kararların sonuçları ise aylar veya yıllar sonra ortaya çıkabilir.

Bu nedenle karar verirken amaç her zaman yüzde yüz emin olmak olmayabilir.

Bazen mevcut bilgilerle yeterli değerlendirmeyi yapmak, bir miktar belirsizliğin kalmasına izin vermek ve ardından seçim yapabilmek daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.

Kararsızlıkla Baş Etmek İçin Neler Yapılabilir?

Kararsızlığın günlük yaşamı etkilemeye başladığı durumlarda ilk adım, kişinin kendi karar verme döngüsünü fark etmesi olabilir. Şu sorular bunun için yardımcı olabilir:

  • Hangi konularda karar vermekte daha fazla zorlanıyorum?
  • Karar vermeden önce zihnimden hangi düşünceler geçiyor?
  • Karar verirken ne hissediyorum?
  • Kararı ertelediğimde kısa vadede ne değişiyor?
  • Başkalarından fikir aldıktan sonra gerçekten karar verebiliyor muyum?
  • Karar verdikten sonra seçmediğim seçenekleri ne kadar süre düşünüyorum?
  • Bir şüphe ortaya çıktığında ne yapıyorum?

Bunun yanında bazı durumlarda karar vermek için önceden makul bir süre belirlemek, seçenekleri birkaç temel ölçüt üzerinden değerlendirmek ve karar sonrasında tekrar tekrar kontrol etmemek üzerinde çalışmak yararlı olabilir.

Ancak burada herkes için aynı yöntemin geçerli olmadığını da unutmamak gerekir. Kararsızlığın altında hangi süreçlerin bulunduğu kişiden kişiye değişebilir.

Kararsızlık Ne Zaman Üzerinde Çalışılması Gereken Bir Konuya Dönüşür?

Karar vermekte zorlanmak tek başına psikolojik destek alma gerekliliği anlamına gelmez.

Ancak kararsızlık;

  • günlük işleri sürekli geciktiriyorsa,
  • önemli kararların uzun süre ertelenmesine neden oluyorsa,
  • yoğun kaygı ve huzursuzluk yaratıyorsa,
  • kişinin sürekli başkalarından onay almasına yol açıyorsa,
  • karar sonrasında uzun süre devam eden bir sorgulama döngüsü oluşturuyorsa,
  • iş, ilişkiler veya günlük yaşam üzerinde belirgin bir etki yaratıyorsa,

bu sürecin bir uzmanla birlikte ele alınması faydalı olabilir.

Terapi sürecinde amaç kişiye "artık hiç düşünmeden karar ver" demek değildir.

Daha çok, karar vermeyi zorlaştıran düşünce, duygu ve davranış döngüsünü anlamak; belirsizlikle kurulan ilişkiyi incelemek ve kişinin kendi kararlarını daha işlevsel bir biçimde değerlendirebilmesine yardımcı olmak üzerinde çalışılabilir.

Sonuç: Her Kararın Kusursuz Olması Gerekmiyor

Karar vermek, bir miktar belirsizliği de kabul etmeyi gerektirir. Çünkü gelecekte ne olacağını tamamen bilerek seçim yapmak mümkün değildir.

Bazen en çok zorlandığımız nokta kararın kendisi değil, karar verdikten sonra zihnimizde kalabilecek "Acaba?" sorusudur.

Oysa hayatın içinde verdiğimiz pek çok karar, bütün ihtimalleri kontrol ederek değil; elimizdeki bilgilerle, kendi önceliklerimizi dikkate alarak ve belli ölçüde belirsizliği kabul ederek alınır.

Bu nedenle kararsızlıkla çalışırken hedef her zaman daha hızlı karar vermek olmayabilir.

Bazen asıl mesele, karar vermek için ihtiyaç duyduğumuz kesinlik düzeyini yeniden değerlendirmektir.

Çünkü her kararın arkasından "Ya şöyle olsaydı?" diye geri dönmek, yalnızca karar vermeyi değil, verdiğimiz kararın içinde bulunduğumuz anı yaşamayı da zorlaştırabilir.

Her seçimin kusursuz olması gerekmiyor.

Bazen karar vermek, bütün ihtimalleri ortadan kaldırmak değil; elimizdeki bilgilerle bir seçim yapıp geride kalan belirsizliğe rağmen hayatın içinde ilerleyebilmektir.

Sık Sorulan Sorular

Kararsızlık normal midir?

Evet. Özellikle önemli kararlar söz konusu olduğunda seçenekleri değerlendirmek ve karar vermeden önce düşünmek oldukça doğaldır. Kararsızlığın üzerinde durulması gereken bir konu haline gelmesi, karar vermekte zorlanmanın günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesiyle ilgilidir.

Neden sürekli kararsız kalıyorum?

Kararsızlığın tek bir nedeni yoktur. Yanlış karar verme korkusu, hata yapma endişesi, belirsizlikle baş etmekte zorlanma, kusursuz bir seçim yapma isteği veya verilen kararın sonuçlarından pişman olma düşüncesi karar vermeyi zorlaştırabilir.

"Keşke" ve "ama" düşünceleri arasında kalmak ne anlama gelir?

Karar verme sürecinde geçmişe dönük "keşke" düşünceleri ile geleceğe yönelik "ama ya yanlışsa?" endişeleri art arda gelebilir. Bu iki düşünce arasında gidip gelmek, kişinin kararın kendisinden çok kendi içindeki tartışmayla meşgul olmasına yol açabilir.

Kararsızlık kaygıyla ilişkili olabilir mi?

Evet. Özellikle kararın sonucu hakkında yoğun endişe yaşandığında kaygı, karar verme sürecini zorlaştırabilir. Kişi kaygıyı azaltmak için daha fazla araştırabilir, başkalarından tekrar tekrar fikir alabilir veya kararı erteleyebilir. Bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlasa da döngünün devam etmesine katkıda bulunabilir.

Karar verdikten sonra sürekli "Acaba yanlış mı yaptım?" diye düşünmek normal mi?

Bir kararın ardından kısa süreli olarak seçimi sorgulamak oldukça yaygındır. Ancak karar verildikten sonra uzun süre seçilmeyen alternatifleri araştırmak, tekrar tekrar onay almak veya aynı kararı zihinde değerlendirmek kişiyi yorabilir.

Karar verdikten sonra neden seçtiğim şeyden keyif alamıyorum?

Bazı kişiler karar verdikten sonra seçtikleri seçeneğe odaklanmak yerine seçmedikleri alternatifleri düşünmeye devam edebilir. "Diğerini seçseydim daha mı iyi olurdu?" düşüncesi sıklaştığında kişi bulunduğu anı yaşamak yerine sürekli başka bir ihtimalle karşılaştırma yapabilir. Bu da seçtiği şeyden aldığı tatmini azaltabilir.

Kararsızlık nasıl azaltılır?

Öncelikle hangi durumlarda kararsız kaldığınızı ve karar verirken neler yaptığınızı fark etmek önemlidir. Karar için makul bir süre belirlemek, seçenekleri belirli ölçütlerle değerlendirmek ve her kararın yüzde yüz kesinlik gerektirmediğini hatırlamak yardımcı olabilir.

Kararsızlık terapi konusu olabilir mi?

Kararsızlık günlük yaşamı, iş hayatını veya ilişkileri belirgin biçimde etkiliyorsa terapi sürecinde ele alınabilir. Burada yalnızca "nasıl daha hızlı karar verilir?" sorusuna değil, karar vermeyi zorlaştıran düşünce, duygu ve davranışların nasıl bir döngü oluşturduğuna bakılabilir.

Çok fazla seçenek olması kararsızlığı artırır mı?

Bazı kişiler için seçeneklerin artması karar vermeyi zorlaştırabilir. Her ihtimali değerlendirme isteği arttıkça karar verme süreci uzayabilir. Ancak kararsızlığı yalnızca seçeneklerin fazla olmasıyla açıklamak doğru olmaz; kişinin hata yapma, pişman olma veya en doğru seçimi bulma konusundaki yaklaşımı da süreci etkileyebilir.

Kararsızlık ile mükemmeliyetçilik arasında ilişki var mı?

Bazı kişilerde evet. En doğru veya kusursuz seçimi yapma isteği, karar verme sürecinin uzamasına neden olabilir. Kişi yeterince iyi bir seçeneği kabul etmek yerine daha iyi bir seçenek aramaya devam ettikçe karar vermek zorlaşabilir.

Kaynakça

  1. Taibbi, R. (2024, 21 Eylül). Have a hard time making decisions? How to be more decisive. Psychology Today. ↩
  2. Frost, R. O., & Shows, D. L. (1993). The nature and measurement of compulsive indecisiveness. Behaviour Research and Therapy, 31(7), 683–692. ↩
  3. Rassin, E. (2007). A psychological theory of indecisiveness. Netherlands Journal of Psychology, 63, 1–11. ↩
  4. Orellana, J. (2022, 20 Ekim). Decision-making distress. Anxiety and Depression Center. ↩
  5. Schwartz, B. (2004). The paradox of choice: Why more is less. Harper Perennial. ↩

Önemli Bilgilendirme: Bu yazıda yer alan içerikler yalnızca genel bilgilendirme ve farkındalık oluşturma amacıyla hazırlanmıştır. Bu içerikler herhangi bir ruh sağlığı sorununun tanısı, değerlendirilmesi veya tedavisi yerine geçmez. Kararsızlığın günlük yaşamınızı, iş hayatınızı veya ilişkilerinizi belirgin biçimde etkilediğini düşünüyorsanız, durumu bir alan uzmanıyla birlikte değerlendirmeniz faydalı olabilir.

Diğer İçeriklerimiz

Bilişsel Davranışçı Terapi, travma tedavisi ve psikolojik sağlık üzerine güncel makaleler, araştırma özetleri ve klinik uygulamalardan ipuçları.

Tüm Makaleleri Göster
Kararsızlık: Seçim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?

Kararsızlık: Seçim Yapmak Neden Bu Kadar Zor?

Kararsızlığın psikolojik arka planını nedenlerini ve günlük yaşama etkilerini keşfedin.
Ruminasyonun Zihni İçinden Çıkamaz Hale Getiren Döngüsü

Ruminasyonun Zihni İçinden Çıkamaz Hale Getiren Döngüsü

Ruminasyon nedir, neden aynı düşüncelerin içinde dönüp dururuz? Ruminasyon ile problem çözme arasındaki farkı ve düşünce döngüsü üzerine.
Obsesyon ile Kompulsiyon Arasındaki Temel Fark Nereden Başlar?

Obsesyon ile Kompulsiyon Arasındaki Temel Fark Nereden Başlar?

Obsesyon ile kompulsiyon farkı nedir? OKB döngüsünde her ikisinin rolü, zihinsel kompulsiyonlar ve neden bu ayrım tedavide belirleyicidir — davranışçı perspektiften.