Bilişsel Davranışçı Psikoterapide Yeni Gelişmeler Klinikte Ne Anlama Gelir?

Bilişsel Davranışçı Psikoterapide Yeni Gelişmeler Klinikte Ne Anlama Gelir?
İnhibitör Öğrenme, Üçüncü Dalga ve Transdiagnostik Perspektiften Bir Değerlendirme
Bilişsel Davranışçı Terapi durağan bir sistem değildir. 1960'lardan bu yana hem kuramsal hem klinik düzeyde önemli dönüşümler geçirmiştir; bugün uyguladığımız BDT, Beck'in ilk modelinden hem zenginleşmiş hem de köklü biçimde sorgulanmış bir çerçevedir.
Son yıllarda bu dönüşümü hızlandıran üç önemli gelişme öne çıkmaktadır. Nörobilimsel araştırmalardan beslenen inhibitör öğrenme modeli, değişimin nasıl gerçekleştiğine dair temel varsayımları yeniden kurgulamaktadır. Üçüncü dalga yaklaşımları (ACT, DBT, MBCT) düşünceyi değiştirmek yerine düşünceyle kurulan ilişkiyi dönüştürmeyi hedeflemektedir. Transdiagnostik protokoller ise tanı sınırlarını aşarak ortak psikolojik mekanizmaları hedef almaktadır. Bu yazıda bu üç gelişmeyi hem kavramsal hem klinik düzeyde ele alıyor, pratiğe ne kattıklarını somut örneklerle gösteriyoruz.
→ BDT'de Bilişsel ve Davranışçı Yaklaşım: Fark ve Kullanım Alanları
1. İnhibitör Öğrenme Modeli: Üstüne Gitme Neden İşe Yarar?
Klasik BDT modeli üstüne gitmenin işe yaramasını kaygı azalmasıyla açıklıyordu: Kaçınılan duruma girince kaygı tırmanır, bir süre kalınınca azalır ve bu azalma yeni bir öğrenme üretir. Bu modele göre amaç kaygıyı söndürmektir, teknik dilde "habitüasyon."
Ancak son on yılın nörobilimsel araştırmaları bu açıklamayı önemli ölçüde sorgulamaktadır. İnhibitör öğrenme modeli farklı bir mekanizma önermektedir: Üstüne gitme eski korku belleğini silmez. Eski bellek hâlâ orada durur. Yapılan şey, eski tehlike sinyaliyle rekabet eden yeni bir güvenlik belleği oluşturmaktır. Yeni bellek, "bu durum güvenli, felaket gelmiyor" eski bellekle yarışır ve zamanla baskın hale gelir.[1]
Bu Modelin Klinik Önemi Nedir?
Habitüasyon modelinde amaç kaygıyı azaltmaktır. Danışan kaygı azalana kadar durumda kalır. İnhibitör öğrenme modelinde ise amaç farklıdır: kaygı azalmasa da yeni bir öğrenmenin gerçekleşmesi. "Kaygı hissettim ve üstesinden gelemeyeceğim bir şeyle karşılaşmadım" — işte bu cümle yeni belleği oluşturan deneyimdir.
Bu fark pratikte çok somut bir şekilde yansır. Danışana "kaygın azalana kadar kal" demek yerine "kaygının içinde ilerlemeye devam et" demek hem farklı bir çerçeve hem farklı bir egzersiz biçimi üretir. Araştırmalar, inhibitör öğrenme ilkelerine göre yapılandırılan üstüne gitme egzersizlerinin klasik habitüasyon odaklı uygulamaya kıyasla daha kalıcı sonuçlar verdiğini göstermektedir.[1]
İnhibitör Öğrenmeyi Güçlendiren Pratik Stratejiler
Bu model birkaç somut stratejiyi klinik pratiğe kazandırmıştır:
- Beklenti ihlali: Egzersiz öncesi danışana sorulur: "Bu durumda ne olmasını bekliyorsun?" Egzersiz sonrası: "Beklentini karşıladı mı?" Felaket beklentisinin karşılanmaması yeni belleği pekiştirir.
- Kaygıyla birlikte ilerleme: "Kaygın azalsın, sonra devam et" değil, "kaygın varken de ilerleyebilirsin." Bu çerçeve duygunun içinde kalabilmenin mümkün olduğunu öğretir.
- Bağlam çeşitlendirme: Aynı egzersizi farklı ortamlarda, farklı günlerde, farklı koşullarda tekrarlamak. Yeni bellek ne kadar geniş bir bağlam ağına yerleşirse o kadar dayanıklı hale gelir.
- Güvenlik ipuçlarını kaldırmak: Yanında biri varken yapılan egzersiz, yalnız yapılandan farklı bir öğrenme üretir. Güvenlik ipuçları kademeli olarak azaltılır.
Klinik Örnek
33 yaşındaki Berk, asansöre binmekten korkuyordu. Klasik yaklaşımda kaygı azalana kadar asansörde beklenirdi. İnhibitör öğrenme çerçevesinde egzersiz farklı kuruldu. Önce soru: "Asansöre binerseniz ne olur?" Berk: "Düşer, sıkışırım." Egzersiz: Binmek, çıkmak, kaygı azalmadan. Sonra soru: "Düştü mü? Sıkıştı mı?" Berk: "Hayır." Birkaç hafta sonra farklı binalarda, tek başına, farklı katlarda tekrar. Yeni bellek genişledikçe eski tehlike sinyali zayıfladı.
2. Üçüncü Dalga Yaklaşımları: Düşünceyi Değil İlişkiyi Değiştirmek
BDT'nin birinci dalgası yalnızca gözlemlenebilir davranışla ilgilendi. İkinci dalga bilişsel süreçleri terapinin merkezine taşıdı: işlevsiz düşünceleri tanımla, sorgula, değiştir. Üçüncü dalga ise bu varsayımı köklü biçimde sorguladı: Sorun düşüncenin içeriği mi, yoksa o düşünceyle kurulan ilişki mi?
Bu soruya verilen yanıt üç ana yaklaşımı doğurdu: Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), Diyalektik Davranış Terapisi (DBT) ve Farkındalık Temelli Bilişsel Terapi (MBCT). Ortak noktaları şudur: Düşüncenin doğru ya da yanlış olduğunu değerlendirmek yerine, kişinin o düşünceyle mesafeli, gözlemci bir ilişki kurmasını sağlamak. Düşünce hâlâ orada olabilir ama artık davranışı belirlemez.[2]
ACT: Kabul, Değerler ve Psikolojik Esneklik
ACT'nin temel argümanı şudur: Psikolojik acının büyük bölümü, acı veren düşünce ve duygulardan kurtulmaya çalışmaktan kaynaklanır. Kaçınma kısa vadede işe yarar; ama uzun vadede hayatı daraltır ve sıkıntıyı büyütür.
ACT bu döngüye iki yönden müdahale eder. Bir yanda kabul: Düşünce ve duyguları değiştirmeye ya da bastırmaya çalışmadan onların içinde var olabilmek. Diğer yanda değerler ve kararlılık: Bu düşünceler ve duygular varken, değerlerine uygun biçimde hareket edebilmek. Araştırmalar, ACT'nin kaygı bozuklukları, depresyon ve kronik ağrıda standart BDT ile karşılaştırılabilir etkinlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.[3]
Davranışçı perspektiften ACT'nin en değerli katkısı şudur: Kaçınmanın hedef alınması yalnızca dışsal durumlar için değil, içsel deneyimler için de geçerlidir. Düşüncelerden, duygulardan, bedensel duyumlardan kaçınmak da aynı döngüyü besler. ACT bu kaçınmayı doğrudan hedef alır.
Klinik Örnek
46 yaşındaki Selma, "yetersizim" düşüncesiyle vakit geçiriyordu. Klasik bilişsel çalışmada bu düşüncenin kanıtları sorgulanırdı. ACT çerçevesinde farklı bir yaklaşım benimsendi: "Bu düşünce var ve siz ne yapmak istiyorsunuz?" Selma, düşünceyle tartışmak yerine onun varlığını kabul ederek değer verdiği bir ilişkiye zaman ayırmayı denedi. "Düşünce hâlâ geliyor" dedi. "Ama artık her şeyi durdurmuyor."
DBT: Diyalektik Gerilim ve Duygu Düzenleme
DBT, Marsha Linehan tarafından başlangıçta borderline kişilik bozukluğu için geliştirilmiştir; ancak bugün duygu düzenleme güçlüğü olan geniş bir yelpazede kullanılmaktadır. Temel gerilim şudur: Kabul ve değişim. Danışan olduğu gibi kabul edilir ve aynı anda değişmesi gerektiği de söylenir. Bu iki kutup arasındaki denge terapinin omurgasını oluşturur.
DBT dört beceri modülü üzerine kurulur: farkındalık, sıkıntı toleransı, duygu düzenleme ve kişilerarası etkinlik. Davranışçı perspektiften en kritik modül sıkıntı toleransıdır: Kriz anında duygunun içinde kalabilmek, onu davranışa dönüştürmeden taşıyabilmek. Bu, üstüne gitmenin duygu düzenleme alanına genişletilmiş halidir. Araştırmalar, DBT'nin özellikle yüksek duygusal reaktivitesi olan tablolarda standart BDT'den belirgin biçimde daha iyi sonuçlar verdiğini göstermektedir.[4]
Klinik Örnek
28 yaşındaki Ece, öfke patlamaları nedeniyle ilişkilerini zorluyordu. DBT sıkıntı tolerans becerileriyle başlandı: öfke geldiğinde, eyleme geçmeden önce 10 dakika beklemek. İlk haftalarda bu imkânsız geldi. Ama zamanla Ece şunu fark etti: "Öfke geliyor, hâlâ oradayım, ama patlamıyorum." Duygunun içinde kalabilmek, duygunun davranışı belirlemesini engelliyordu. Diyalektik denge kuruluyordu: Hem öfkesi kabul ediliyordu, hem de davranış değişiyordu.
MBCT: Farkındalık ve Nüks Önleme
MBCT, depresyon nüksünü önlemek için geliştirilmiştir ve farkındalık meditasyonu ile bilişsel terapi tekniklerini birleştirmektedir. Temel mekanizma şudur: Depresif dönemlerde zihin otomatik olarak olumsuz düşünce örüntülerine çekilir. Bu örüntüleri değiştirmeye çalışmak yerine, onları fark etmek ve mesafeli bir gözlemci konumundan izlemek öğrenilir.
MBCT'nin davranışçı perspektiften en önemli katkısı şudur: Düşünceleri gerçek olarak değil, zihinsel olaylar olarak görmek. "Ben yetersizim" değil, "yetersizim düşüncesi geliyor." Bu mesafe kaçınmayı azaltır ve duygunun içinde kalabilme kapasitesini artırır. Araştırmalar, MBCT'nin tekrarlayan depresyonda nüks oranını standart bakıma kıyasla yaklaşık yarı yarıya azalttığını ortaya koymaktadır.[5]
| Yaklaşım | Temel Odak | Klinik Mekanizma | Öne Çıktığı Alan |
|---|---|---|---|
| Klasik BDT | Düşünce içeriği | Bilişsel yeniden yapılandırma | Depresyon, kaygı |
| ACT | Düşünceyle ilişki | Kabul, değerler, psikolojik esneklik | Kronik tablolar, kaçınma |
| DBT | Duygu düzenleme | Kabul-değişim dengesi, beceri eğitimi | Duygusal reaktivite |
| MBCT | Farkındalık ve mesafe | Düşünceleri zihinsel olay olarak görme | Tekrarlayan depresyon |
3. Transdiagnostik Protokoller: Tanı Sınırlarını Aşmak
Geleneksel BDT tanı odaklıdır: Panik bozukluğu için bir protokol, sosyal kaygı için başka bir protokol, OKB için ayrı bir protokol. Bu yaklaşım araştırma temeli güçlü olmakla birlikte önemli bir sınırlılık taşır: Gerçek klinik tablolar sınırları temiz değildir.
Klinisyenler her gün bunun pratik karşılığını görür: Depresyon ve kaygı birlikte, sosyal kaygı ve OKB iç içe, travma ve duygu düzenleme güçlüğü birbirini besler. Transdiagnostik yaklaşımlar bu gerçeği merkeze alır ve farklı tanıların altında yatan ortak psikolojik mekanizmaları hedef alır. Araştırmalar, birden fazla tanı kategorisini karşılayan danışanlarda transdiagnostik protokollerin tanı odaklı tedavilerle karşılaştırılabilir, zaman zaman daha iyi sonuçlar ürettiğini göstermektedir.[6]
Ortak Mekanizmalar: Tüm Tablolarda Ne Var?
Transdiagnostik perspektif şu soruyu sorar: Farklı tablolarda sürekli karşılaşılan psikolojik süreçler nelerdir? Cevap genellikle benzerdir:
- Duygu düzenleme güçlüğü: Duygudan kaçınmak, bastırmak ya da duygunun içinde kalamamak — kaygıda da depresyonda da OKB'de de aynı mekanizma.
- Bilişsel esneksizlik: Katı kurallar, siyah-beyaz düşünme, felaketleştirme — tabloya göre içerik değişir ama yapı sabittir.
- Kaçınma: Dışsal durumlardan, içsel deneyimlerden, ilişkilerden kaçınma — her tabloda bulunur, her tabloda döngüyü besler.
- Olumsuz duygu toleransının düşüklüğü: Belirsizliğe, rahatsızlığa, tamamlanmamışlık hissine tahammülsüzlük.
Barlow ve meslektaşlarının geliştirdiği Birleşik Protokol (Unified Protocol), bu ortak mekanizmaları hedef alan en kapsamlı transdiagnostik çerçevelerden biridir. Duygu düzenleme, bilişsel esneklik ve kaçınmayla çalışmayı tüm tablolara uyarlanabilir biçimde sunar.[7]
SORC Zincir Analizi — Transdiagnostik: Ortak Kaçınma Döngüsü
↺ Sonuç (C), bir sonraki karşılaşmada Uyaran'ı (S) yeniden besler; döngü kendini tekrarlar.
Klinik Örnek
39 yaşındaki Çiğdem hem sosyal kaygı hem de dönemsel depresyon tanısı taşıyordu. Farklı protokollerle başlamak yerine terapist transdiagnostik bir çerçeve kurdu: Her iki tabloda da ortak mekanizma duygudan kaçınmaydı, sosyal ortamda utançtan, evde üzüntüden. İlk hedef duygu ile kalabilme kapasitesini geliştirmekti. Bu kapasite oluşunca hem sosyal hem depresif döngü aynı anda hedef alınabildi. İki ayrı protokol yerine bir ortak mekanizma.
Transdiagnostik Yaklaşımın Klinik Pratiğe Katkısı
Transdiagnostik perspektif klinisyene üç şey kazandırır. Birincisi esnekliktir: Aynı çerçeve farklı tablolara uyarlanabilir. İkincisi bütünlüktür: Eş tanılı tablolarda hangi protokolün önce geleceği sorusu yerine ortak mekanizma hedef alınır. Üçüncüsü verimliliktir: Danışan birden fazla sorunu bir arada taşıyorsa her biri için ayrı bir protokol çalışmak yerine ortak zemin üzerinde ilerlenir.
Davranışçı perspektiften bu gelişmenin özü şudur: Kaçınma hangi içerikle gelirse gelsin, hangi tanı etiketinin altında yaşanırsa yaşansın, aynı mekanizmayla çalışır ve aynı ilkeyle kırılır.
→ BDT Teknikleri Terapi Hedeflerine Göre Nasıl Seçilir?
4. Bu Gelişmeler Klinik Pratiği Nasıl Değiştiriyor?
Bu üç alanın klinik pratiğe katkısı teorik bir zenginleşmeyle sınırlı değildir. Her biri somut teknik ve çerçeve değişikliklerine yol açmaktadır.
Üstüne Gitmede Paradigma Kayması
İnhibitör öğrenme modelinin en doğrudan klinik etkisi üstüne gitme egzersizlerinin nasıl kurgulandığıdır. Kaygı azalana kadar beklemek yerine: beklenti ihlali, kaygıyla birlikte ilerleme, bağlam çeşitlendirme. Bu değişim küçük görünebilir ama danışanın egzersizden ne öğrendiğini köklü biçimde değiştirmektedir.
Kabul ve Değerler: Yeni Bir Motivasyon Zemini
ACT'nin değer odaklı çerçevesi, müdahale motivasyonuna yeni bir boyut katmaktadır. "Bu egzersizi neden yapıyorum?" sorusunun yanıtı yalnızca "kaygım azalsın" değil, "değer verdiğim hayatı yaşayabilmek için" olduğunda terapötik bağlılık güçlenmektedir. Klinisyenler bu çerçeveyi BDT protokollerinin içine entegre etmeye başlamıştır.
Farkındalık: Teknikten Çok Bir Duruş
Farkındalık pratikleri bugün pek çok BDT protokolüne entegre edilmektedir. Ama önemli bir nüans vardır: Farkındalık bir rahatlama tekniği değildir. Amaç sakinleşmek değil, deneyimi yargılamadan gözlemleyebilmek ve bu gözlemci konumundan davranış seçimi yapabilmektir. Bu ayrım klinik uygulamada kritiktir. Araştırmalar, farkındalığın bu çerçevede uygulandığında bilişsel esnekliği ve duygu düzenleme kapasitesini artırdığını göstermektedir.[5]
Transdiagnostik Düşünme: Formülasyona Yeni Bir Lens
Transdiagnostik perspektif formülasyon pratiğini zenginleştirmektedir. Tablo ne olursa olsun şu sorular sorulmaya başlanmaktadır: Burada ortak mekanizma ne? Kaçınma mı, duygu düzenleme güçlüğü mü, bilişsel esneksizlik mi? Bu sorular hem teknik seçimini netleştirmekte hem de eş tanılı tablolarda klinik önceliklendirmeyi kolaylaştırmaktadır.
Klinik Örnek
44 yaşındaki Sinan, hem yaygın kaygı hem de sosyal kaygı tanısı taşıyordu. Terapist iki ayrı protokol planlamak yerine transdiagnostik bir formülasyon kurdu: Her iki tabloda da ortak mekanizma belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaçınmaydı. İnhibitör öğrenme çerçevesinde beklenti ihlali egzersizleri hem yaygın kaygıyı hem sosyal durumları hedef aldı. ACT değer çalışması müdahale motivasyonunu güçlendirdi. Üç yaklaşım bir arada, tek bir tutarlı formülasyon üzerine.
Sonuç: BDT Nereye Gidiyor?
BDT'nin son yıllardaki gelişimi iki yönde ilerlemektedir. Bir yanda nörobilim: Değişimin nasıl gerçekleştiğine dair mekanizmalar daha iyi anlaşılmakta, teknikler bu anlayışa göre yeniden biçimlenmektedir. Diğer yanda klinik genişleme: Tanı sınırları aşılmakta, ortak mekanizmalar hedef alınmakta, kabul ve değerler terapinin diline dahil edilmektedir.
Bu gelişmelerin davranışçı perspektifle çelişmediğini vurgulamak önemlidir. Tam tersine, inhibitör öğrenme modeli davranışçı ilkelerin nörobiyolojik zeminine inmektedir. Üçüncü dalga yaklaşımları kaçınmayı daha geniş bir çerçevede ele almaktadır. Transdiagnostik protokoller ise formülasyon odaklı çalışmanın doğal bir uzantısıdır.
Klinik pratikte bu gelişmelerin anlamı şudur: Araç kutusu genişledi. Ama araç kutusunun değeri, içindeki aletlerin sayısında değil, hangisini neden ve ne zaman kullandığını bilen klinisyende yatar.
Sık Sorulan Sorular
İnhibitör öğrenme modeli nedir?
İnhibitör öğrenme, üstüne gitmenin nasıl işlediğini açıklayan güncel bir nörobilim modelidir. Klasik modelde amaç kaygıyı söndürmekti. İnhibitör öğrenmede amaç farklıdır: Eski tehlike belleğini silmek yerine, onunla rekabet eden yeni bir güvenlik belleği oluşturmak. "Kaygı hissettim ve felaket gelmedi" deneyimi bu yeni belleği inşa eder.
ACT ile klasik BDT arasındaki temel fark nedir?
Klasik BDT işlevsiz düşüncelerin içeriğini değiştirmeyi hedefler. ACT ise düşüncenin içeriğiyle değil, o düşünceyle kurulan ilişkiyle çalışır. Düşünce hâlâ orada olabilir, ama artık davranışı belirlemez. ACT'nin ikinci temel boyutu değerlerdir: Zor düşünce ve duygular varken bile, değerlere uygun biçimde hareket edebilmek.
DBT kimler için uygundur?
DBT başlangıçta borderline kişilik bozukluğu için geliştirilmiş olsa da bugün duygu düzenleme güçlüğünün belirleyici olduğu geniş bir tabloda kullanılmaktadır: yoğun duygusal reaktivite, kendine zarar verme, ilişki güçlükleri, dürtüsellik. Temel mekanizması kabul ve değişim arasındaki diyalektik dengeyi öğretmektir.
Transdiagnostik protokol ne demektir?
Farklı tanı kategorilerinin altında yatan ortak psikolojik mekanizmaları hedef alan bir yaklaşımdır. Kaçınma, duygu düzenleme güçlüğü, bilişsel esneksizlik gibi mekanizmalar birçok tabloda ortaktır. Transdiagnostik protokoller bu mekanizmaları tanı sınırlarını aşarak ele alır; özellikle birden fazla tanıyı birlikte taşıyan danışanlarda değerlidir.
MBCT depresyonu önler mi?
MBCT depresyonu önlemez, ama nüks riskini önemli ölçüde azaltır. Üç veya daha fazla depresyon atağı geçirmiş kişilerde özellikle etkilidir. Mekanizması şudur: Depresif dönemlerde zihnin otomatik olarak çekildiği olumsuz düşünce örüntülerini farkındalıkla tanımak ve onlarla mesafeli bir ilişki kurmak, yeni bir atağı tetikleyen sarmalı kırmaya yardımcı olur.
Bu yeni yaklaşımlar klasik BDT'nin yerini alıyor mu?
Hayır. Üçüncü dalga yaklaşımları ve transdiagnostik protokoller klasik BDT'nin yerine geçmemekte; onu genişletmektedir. İnhibitör öğrenme modeli üstüne gitmenin mantığını derinleştiriyor. ACT kaçınma kavramını iç deneyimlere genişletiyor. DBT duygu düzenleme kapasitesini önceliklendiriyor. Hepsi aynı davranışçı omurgayı farklı açılardan zenginleştiriyor.
Bu gelişmeler seansa nasıl yansıyor?
Pratikte birkaç somut değişiklik öne çıkıyor: Üstüne gitme egzersizleri kaygı azalana kadar beklemek yerine beklenti ihlali çerçevesinde kurgulanıyor. Değer odaklı sorular müdahale motivasyonunu güçlendiriyor. Farkındalık, rahatlama aracı olarak değil gözlemci konum geliştirme pratiği olarak kullanılıyor. Ve formülasyon, tanı sınırlarını aşan ortak mekanizmalara odaklanıyor.
Kaynaklar
- Craske, M. G., Treanor, M., Conway, C. C., Zbozinek, T., & Vervliet, B. (2014). Maximizing exposure therapy: An inhibitory learning approach. Behaviour Research and Therapy, 58, 10–23. https://doi.org/10.1016/j.brat.2014.04.006
- Hayes, S. C., Luoma, J. B., Bond, F. W., Masuda, A., & Lillis, J. (2006). Acceptance and commitment therapy: Model, processes and outcomes. Behaviour Research and Therapy, 44(1), 1–25. https://doi.org/10.1016/j.brat.2005.06.006
- Ruiz, F. J. (2012). Acceptance and commitment therapy versus traditional cognitive behavioral therapy: A systematic review and meta-analysis of current empirical evidence. International Journal of Psychology and Psychological Therapy, 12(3), 333–357.
- Linehan, M. M., Korslund, K. E., Harned, M. S., Gallop, R. J., Lungu, A., Neacsiu, A. D., ... & Murray-Gregory, A. M. (2015). Dialectical behavior therapy for high suicide risk in individuals with borderline personality disorder. JAMA Psychiatry, 72(5), 475–482. https://doi.org/10.1001/jamapsychiatry.2014.3039
- Kuyken, W., Warren, F. C., Taylor, R. S., Whalley, B., Crane, C., Bondolfi, G., ... & Dalgleish, T. (2016). Efficacy of mindfulness-based cognitive therapy in prevention of depressive relapse: An individual patient data meta-analysis from randomized trials. JAMA Psychiatry, 73(6), 565–574. https://doi.org/10.1001/jamapsychiatry.2016.0076
- Newby, J. M., McKinnon, A., Kuyken, W., Gilbody, S., & Dalgleish, T. (2015). Systematic review and meta-analysis of transdiagnostic psychological treatments for anxiety and depressive disorders. BMC Psychiatry, 15, 949. https://doi.org/10.1186/s12888-015-0574-z
- Barlow, D. H., Farchione, T. J., Bullis, J. R., Gallagher, M. W., Murray-Latin, H., Sauer-Zavala, S., ... & Cassiello-Robbins, C. (2017). The unified protocol for transdiagnostic treatment of emotional disorders compared with diagnosis-specific protocols for anxiety disorders. JAMA Psychiatry, 74(9), 875–884. https://doi.org/10.1001/jamapsychiatry.2017.2164
Önemli Bilgilendirme: Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve herhangi bir psikolojik bozukluğun tanısı, tedavisi veya yönetimine ilişkin kişisel öneri niteliği taşımaz. Kendinizle ilgili endişeleriniz için lütfen alanında uzman bir sağlık profesyoneliyle görüşün.
Anahtar kelimeler: BDT yeni gelişmeler, inhibitör öğrenme, üstüne gitme mekanizma, ACT kabul ve kararlılık terapisi, DBT diyalektik davranış terapisi, MBCT farkındalık temelli bilişsel terapi, transdiagnostik protokol, üçüncü dalga BDT, psikolojik esneklik, BDT güncel



