Günlük Hayatta ve Psikolojik Sorunlarda Anksiyete

Günlük hayatınızın koşuşturması içinde kaygı hissettiğiniz olur mu? Örneğin, yeterince hazırlandığınızdan emin olamadığınız için bir sınava girmeden önce kaygılanır mısınız? Bir iş görüşmesine giderken? İş yerinde önemli bir toplantıda sunum yapmanız gerektiğinde? Büyük ihtimalle cevabınız evet olacaktır. Peki, hiç kaygı nedir ve ne işe yarar diye düşündünüz mü?

 

Anksiyete Nedir?

Kaygının klinik psikoloji ve psikiyatride karşılığı ‘anksiyete’ olarak geçmektedir. Anksiyete gelecekle ilgili endişe ve fiziksel gerginlik ile giden olumsuz bir duygudur.1 Bu duygunun zihinsel (bilişsel), fiziksel ve davranışsal göstergeleri vardır. Anksiyete yaşayan kişi olabilecek olumsuz sonuçları ve bu sonuçların yaratacağı sorunları düşünür. Kas gerginliği ve kalp atışlarında hızlanma yaşar. Kendisini olabilecek olumsuz bir sonuçtan korumak için hazırlık yapar ya da farklı baş etme startejilerine girişir.

 

Anksiyetenin İşlevi

Kaygı ya da artık günlük dilimize giren anksiyete kişinin deneyimlemekten keyif aldığı bir duygu olmadığına göre neden önemli bir şeyler yapma aşamasında insanlar hep bu duyguyu hisseder? İlginç bir şekilde kaygı bizim için önemli işlevi olan bir duygudur. İnsanların gelecekle ilgili detaylı plan yapabilme yetisi onların olabilecek olumsuz sonuçları öngörmelerine ve bunlara hazırlanmalarına neden olduğu için kaygı duygusu ortaya çıkar. Bir diğer deyişle, bu duygu kişinin zihnini ve bedenini gelecekte karşılaşılabilecek bir olumsuz sonuç ya da tehlikeyle başa çıkmaya hazırlar. İnsanların ideal düzeyde kaygı yaşadıklarında daha iyi performans gösterdikleri psikoloji alanında bilinen bir olgudur. Bir kişi dersten kalma kaygısı ile sınavlara çalışarak daha iyi performans gösterir. İşe girme ya da işi sürdürme kaygısıyla görüşmelere ya da sunumlara hazırlanarak girer.

 

Peki o halde kişi çok kaygı duyduğunda da başarı gösterir mi? Kaygı işe yarayan bir duygu olsa da yüksek düzeylerde deneyimlendiğinde kişinin performansını olumsuz etkiler. Bir açıdan aşırı kaygı aşırı hızdan kontrolden çıkmış bir araba gibidir. Sınavda aşırı kaygılanan bir kişi dikkatini toplamakta zorlanır ve düşüncelerini kâğıda aktaramaz. Bir görüşmede aşırı kaygılanan kişi sorulan sorulara odaklanamaz ve cevaplarında istenileni veremez. Bir sunumda aşırı kaygılanan kişi ter içinde kalabilir ve konuşma akışı ve içeriği bozulur.

 

Korku nedir?

Bu noktada belki kaygı ve korku arasında bir ayrım yapmak yerinde olacaktır. Korku belirgin bir tehdit ya da tehlike karşısında o anda tetiklenen bir duygusal tepkidir. Yani, kaygı gelecekte algılanan bir tehdide yönelik süren bir duygudurum iken, korku güncel algılanan bir tehdide verilen anlık bir duygusal tepkidir. Korku da kaygı gibi kişiyi koruyan bir duygudur. Bir tehlike karşısında bedeni harekete geçirerek kişiyi kaçarak ya da onunla savaşarak tehditten kurtulmaya iter. Örneğin, karşıdan karşıya geçerken üzerinize doğru hızla gelen bir araba gördüğünüzde bedeniniz alarma geçer, korku algılarsınız ve kendinizi caddenin karşısına hızlı bir şekilde atarak arabadan kaçmaya çalışırsınız. İnsanlarda ve hayvanlarda görülen tehdit karşısında ortaya çıkan bu tepkiye kaç ya da savaş tepkisi adı verilir.

 

Kaygının Sorun Haline Gelmesi: Anksiyete Bozuklukları

Klinik psikoloji ve psikiyatride tanımlanan sorunların büyük çoğunluğu kaygı duygusunu barındırır. Ancak, bazı sorunların odağında özellikle kaygı bulunduğu için bunlar psikiyatrik sorunların sınıflandırmasında ‘Anksiyete Bozuklulukları’ ya da ‘Kaygı Bozuklukları’ adı altında yer alır. Bu sorunlar içinde yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluk, agorafobi, özgül fobi ve sosyal anksiyete bozukluğu ile birlikte çocuklarda görülen ebeveynden ayrılma kaygısı bozukluğu ve seçici konuşamama yer almaktadır.1 Toplumda değişik oranlarda ama sıklıkla görülen bu sorunlar insanlarda sıkıntı yaratır ve aile, sosyal, mesleki yaşamlarında aksamalara yol açar. Birçok insanda birden fazla kaygı bozukluğu gelişebilir. Hatta, yaşamları boyunca farklı anksiyete sorunları arasında gidip gelebilirler. Ayrıca, anksiyete bozukluğu olan kişilerde sıklıkla depresyon da ek bir sorun olarak gelişir.2 Bunlar tedavi gerektiren sorunlardır.

 

Anksiyete ve Anksiyete Bozukluklarının Nedenleri

Psikolojik sorunların ortaya çıkış mekanizmaları günümüzde çok boyutlu teorik yaklaşımlar tarafından açıklanmaktadır. Bu tür bir yaklaşım biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkileşerek anksiyete ve benzer duygusal sorunların ortaya çıkmasına neden olduklarını savunur.3

Anksiyete

Bilimsel çalışmalar genetik ve nörobiyolojik faktörlerin anksiyete bozuklukları ile ilişkili kişilik ve mizaç özelliklerine katkısı olduğunu göstermektedir.3, 4 Bazı insanlar kaygılı ve gergin olmaya daha yatkın bir şekilde dünyaya gelirler. Ancak, bu özellikleri onların bir kaygı sorunu geliştirmeleri için yeterli bir neden oluşturmaz. Bu özelliklerin çeşitli psikolojik ve sosyal faktörlerle nasıl etkileştiği önem taşır. Anksiyete sorunlarının kaynağında yatan belki de en önemli psikolojik faktör kişinin stresli yaşam olaylarının kontrol edilebilir olup olmadığına ve bu olayların sonuçlarıyla baş edip edemeyeceğine yönelik algısıdır.3, 5 İnsanların kontrol algıları, yaşamlarının tüm yönlerinin kontrolleri altında olduğuna ve olayların sonuçları ile baş edebileceklerine yönelik duydukları tam güven ile tam belirsizlik arasında bir süremde değişir. Çocukluk çağı olumsuz yaşam deneyimleri ve ebeveyn davranışları insanların kontrol algısının gelişmesinde önemli rol oynar. Tehdit algısı yüksek, tehdidi kontrol edilemez algılayan ve bunun sonuçlarıyla baş edemeyeceğine inanan kişiler anksiyete sorunları geliştirmek için genel bir yatkınlık taşırlar. Diğer bir taraftan insanlar yine çocukluk çağlarından itibaren bazı durumların, nesnelerin, fiziksel belirtilerin tehlikeli olduğunu (bunlar gerçekten tehlike içermeseler de) bizzat deneyimleyerek, görerek ya da duyarak öğrenirler.3 Örneğin, bedenindeki belirtilerden endişelenen ve bunlardan şikayet eden bir anneyi gözlemleyen çocuk bedensel belirtilerin tehlikeli olduğunu öğrenebilir. Bu öğrenme geçmişi de daha belirgin bir psikolojik yatkınlık oluşturur. Bu üç koldan yatkınlığı olan kişi stresli yaşam olayları deneyimlediğinde kaygı sorunları tetiklenir. Anksiyete sorunlarını tetikleyen stresli yaşam olayları yakın kaybı, boşanma, iş / okul stresi gibi olumsuz olaylar olduğu kadar evlilik, çocuk sahibi olma, terfi etme gibi olumlu olaylar da olabilir.

 

Kaynaklar

1 American Psychiatric Association, (2013). Diagnostic and statistical manual of mental disorders (5th ed.). Washington,

DC.

2 Mineka, S., Watson, D., & Clark, L. A. (1998). Comorbidity of anxiety and unipolar mood disorders. Annual Review of

Psychology, 49, 377-412.

3 Barlow, D. H. (2002). Anxiety and its Disorders: The Nature and Treatment of Anxiety and Panic (2nd ed.). New York:

Guilford Press.

4 Barlow, D.H., Ellard, K.K., Sauer-Zavala, S., Bullis, J.R., & Carl, J.R. (2014) The Origins of Neuroticism. Perspectives on

Psychological Science, 9(5), 481 – 496.

5 Mineka, S., & Zinbarg, R. (2006). A contemporary learning theory perspective on the etiology of anxiety disorders – It’s

not what you thought it was. American Psychologist, 61(1), 10-26.